O parlaklık, yaşama tutkusu öğelere ayırdığım hayata neler söylemiyordu ki. Fısıltılarımı benden başka kim dinleyebilir ki. Sen ey insan duramaz mısın kendinle konuşmadan?
Samimi fakat asla yüz göz olmak istemediğim bir dosttur hayat bana. Her an vedaya hazır olduğum bu dost ne söylese kıramaz ki beni. 'Değil kardeşim, dal yeşil değil, gök mavi değil / Bilsen ben hangi âlemdeyim, sen hangi âlemde? / Aklından geçer mi dersin aklımdan geçen şeyler / Sanmam. Yıldız ve rüzgar payımız müsavi değil / sen kendi gecende gidersin, ben kendi gecemde / vaz geç kardeşim ayrıdır bindiğimiz gemiler' diyor ya Cahit Sıtkı Tarancı. Bize de susmak düşer…
Bugün ilk defa saçlarımda bir beyaz gördüm. Tarifsiz bir duyguyla telaşlandım. Yüzüm gerildi birden. Aynadan gelen negatif enerjiye mi yenilecektim? Düşen olgunluktu bunu bilmeliydim, diyordum ama keyfim de kaçmıştı.
'Beyaz renk; doğum ve ölümde sarıldığın, üşüten ve ısıtan sırdaş' diye not düşüyorum o güne. Ve kar beyazı çocukluk düşlerime dönüp gülümsüyordum Çiğnediğim kardı, nazdı yıldızlar sustuğunda…
Kapı ziliyle, cep telefonu aynı anda çalınca telefonu meşgule aldım. (- Arayan bekleyebilirdi değil mi? ) ( size bir paket var lütfen isminizi yazıp, imzalayın ) Kağıda attığım imza beni temsil ediyor. Olmazsa olmazımız gibidir imzalar. Söz hakkı senindir ne karaladıysan artık. Güzel imzalar olduğu kadar kötüleri de var. İmzayı atan parmakların özenmediğimden mi ne. Hiç sevmem bir şeye benzemeyen imzaları. İlk resmi imzam imtihan için bir form sayfasıydı. O gün ciddi ciddi çalışmıştım. Bir de zordur adının ilk harfiyle soyadının son harfini kullanarak bir şeyler karalamak. Harflerimi kullanarak attığım imzam hoşuma gitmiyor değil ama sevmiyorum imzaları. Sevmediğim şeyleri de yapmak istemiyorum.
Pencereye yaklaştım şimşek çakıyordu. Gök gürültüsüyle aram iyi değil. Yine de dışarıyı seyretmek istedim. Bahar yağmurlarının soruları vardır toprağa. Bayılırım o toprak kokusuna. Hiçbir şey düşünmeden doğanın iç döküşünü dinlemeyi seviyorum..
(- Cevaplarımdan hoşlanmadın, biliyorum. Net cevaplar vermem ben. İdare et! Ya sorulardan vaz geç . Soru cevap şeklinde konuşmayı istemiyorum, anlasana! )
Sağ köşeye bakmamak için kendimi zorluyorum. Saçları oldukça kısa kesilmiş bir kız çocuğu genellikle okul kıyafetiyle, yağmur yağsa da yağmasa da sağ köşedeki restoranın önünde... Ona her bakışımda içim parçalanıyor. Aklımız bize ne büyük nimet değil mi?
Paketi Hâlâ açmadım. Beni meraksız biri olarak düşünüyorsunuz değil mi? Keşke öyle olsa… Biliyorum açtığımda mutlu olacağım. Ruhun doyumu diyebilir miyiz ona. Yansımadır aslında mutluluk. Bazen çıkışı olmayan bir tünele, bazen de kilitli bir kapıya demir atar da ömür çırpınır durur.
(- Çok düşünme! her şeyi oluruna bırak! Huysuzluğumu seviyorum ben, değişemem. Neden asiliğim sana dokunuyor. İlk yaptığın şey çekip gitmek. Sana gelmeyi seviyorum. Geri dön! )
Parmaklarım düğümlerinin üzerinde dönüp duruyor. Öyle ısrarcılar ki dayanamamaktan korkuyorum birkaç damla gözyaşı yine mi diyorum ve paketi açmadan rafa kaldırıyorum. İstemiyorum ondan gelen mutluluğu.