HEPSI |0-9 |A |B |C |Ç |D |E |F |G |Ğ |H |I |İ |J |K |L |M |N |O |Ö |P |R |S |Ş |T |U |Ü |V |Y |Z


İstanbul Gülleri Yazdır E-posta
Pazartesi, 28 Haziran 2010

Rating 0.0/5 (0 vote)

“THY 5835 sefer sayılı İstanbul yolcuları 312 numaralı çıkış kapısına gelmeleri rica olunur."

Düsseldorf havaalanında bu anonsu Sayısını hatırlayamayacağım kadar çok duydum. Ve sayısını hatırlayamayacak kadar çok uçağa bindim.

İstanbul!

Senden son ayrılışımda seni gözlerime doldururcasına baktım sana. Seni gönlüme, seni gözlerime doldurdum. Sana olan özlemimden akan yaşla gözlerimden boşaldın. Şimdi yine seni gözlerime doldurmaya geliyorum İstanbul. Yaşadığım, yıllarımı geçirdiğim, her bir taşında ve gözlerimin dokunduğu her yerinde anılarım olan şehir bile senden daha yakın olamadı bana... Ey İstanbul! Duymasın yaşadığım şehir senin gönlümü fethettiğini. Gönlümün fatihi İstanbul!

Uçağın inmesine sadece dakikalar kala denizi, camileri, sarayları, pazaryerleri, adaları ve bütün doğal güzellikleri bitmek bilmeyen nüanslar sunmaya başlıyor. Herkes uçağın inmesini heyecanla beklerken, ben arkama yaslanıp İstanbul’u seyrederim. Yüzyıllar önce insanların bu olağanüstü şehri neden seçtiklerini bir kez daha anlarım. Ben anlarım da sende yaşayanlar seni anlar mı İstanbul? Yıllardır senin içinde yaşayanlar hala senin farkında mı? Ben senden uzakta neyi özlediğimin farkındayım İstanbul!

İşte Sultanahmet...

Sultanahmet Camisi, Ayasofya müzesi, Topkapı Sarayı ve Yerebatan Sarnıcı ile işte Sultanahmet... Gördüğüm her şey hareket halinde. İnsanlar ellerindeki fotoğraf makineleri ile gördükleri her taşın fotoğrafını çekiyor ve herkes farklı dillerde konuşuyor... Sultanahmet’i içime sindire sindire yürüyorum kalabalığın arasında... Çemberlitaş’a gelince çocukluk yıllarımdan bir kare canlandı gözümde. Çemberlitaş’ın yanında oturup simit yediğim günü hatırladım. O yıllarda Türkiye, benim için simit ve vazgeçilmezim olan etipuf demekti. Nasıl da heyecanlandım. Henüz bir şey yememiştim. Etraftan gelen kebap ve mangal kokusu bana simit ve etipuf kadar cazip gelmiyor şu an. Kendime simit ve etipuf alıp Cemberlitaş’a oturdum. Bugünkü akşam yemeğim simit arası etipufmuş meğer. İstanbul işte, bazen böyle uçuk şeyler yaptırıyor insana.

Uçuk şeyler... Hayatı uçuk kaçık, deli dolu ve başıboş yaşamayı hep sevdim zaten. Tam bana göre kafanın estiğini estiği anda yapmak... Gençlik yıllarımı da dilimizden düşmeyen o meşhur şarkı vardı ya hani... “Ye, iç, eğlen çok kısa ömrün…” Evet, hayat buydu işte... Başka ne olabilirdi ki hayat?

Gözlerimi Çemberlitaş’ın üzerinden gökyüzüne, gökyüzünden Çemberlitaş meydanına çevirdim. Her şey hareket halinde... Hayat böyle bir şey işte...

“Afiyet olsun!”

Başımı kaldırıp sesin geldiği yöne baktım. Uzun boylu bir bey çekimser bir halde elinde iki gül ile karşımda duruyordu;

“Affedersiniz hanımefendi, gökyüzüne bakışınız o kadar derindi ki, bir an gökyüzü yeryüzüne inecek sandım” dedi genç adam gülümseyerek. Daha önce hiç görmediğim adama şaşkın şaşkın baktım. Biraz önce, İstanbul işte bazen böyle uçuk şeyler yaptırıyor insana desem de bu adama şaşırmıştım. Tebessümüne tebessüm ile karşılık vererek; “İstanbul, özlemle kavuşunca böyle baktırıyor demek ki insana” dedim. Adam kendisine cevap vermiş olmamın rahatlığı ile

“İstanbullu değilsiniz o zaman” dedi.

“Burada yaşamıyorum, Almanya’dan geldim. Ama İstanbul’da yaşayanlardan çok İstanbulluyum diyebilirim. İnsan içinde yaşadığı şehrin farkında olmuyor bazen, fakat özleyen neyi özlediğini çok iyi biliyor ve onunla oluyor.” Genç adam söylediklerime “işte bu” dercesine yüzüme bakarak ısrarlı ama oldukça kibar bir şekilde bana elindeki gülleri uzattı; “Buyurun hanımefendi bugünkü güllerim sizin!”   

Tebessüm ederek gülleri aldım. “Beni tanıyor musunuz, bu gülleri neden bana verdiniz?” diye sordum. Bana hala yabancı olan bu adam; “Ya kusura bakmayın, kendimi tanıtmadım. Şu köşedeki çiçekçide çalışıyorum. Her akşam Çemberlitaş’ta oturan bir kişiye iki gül hediye ediyorum. Bu akşamın gülleri size nasipmiş. Elinizde tuttuğunuz güllere bir not taktım. Ben bugün o notta yazılı olan ayetten istifade ettim. Paylaşmayı severim. Bu ayeti bugün sizinle paylaşmak nasipmiş” dedi ve müsaade isteyip yanımdan ayrıldı.

Hayatım da aldığım ilk güller değildi bu güller. Daha önceleri doğum günü, sevgililer günü yıldönümlerinde birçok güller hediye almıştım. Bu güller başka güllerdi, ayetli güller. Okusam anlar mıyım ki yazılı olan ayeti? Cuma akşamlarında ve kandillerde okunan Kur’an’dan bir şey anlamazdım. Kuran dili bana yabancı bir dildi. Gülün ambalajını açtım ve güle kırmızı kurdele ile bağlı olan kâğıdın üzerindeki yazıya baktım. Yazı benim anadilimdi. Sanki benim için anlaşılır bir dille yazılmış olan o satırlar o an benimle konuştu.  

“Al, oku ve anla!”

“Al, oku ve anla!”

“Al, oku ve anla!”

Biz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık (Enbiya:16–17)

“Al, oku ve anla!”

Diğer güle kırmızı kurdele ile bağlı olan notu okumaya başladım. “Allah’ın oyunla, eğlenceyle ilgisi yoktur. Her şey hedefine yönelik olarak, mutlak bir maksat için yaratılmıştır. Allah sebepsiz bir şey halketmez. Halketmesi mutlaka bir gayeye yöneliktir.” Gözlerimi Çemberlitaş’ın üzerinden gökyüzüne, gökyüzünden Çemberlitaş meydanına çevirdim. “Her şey hareket halinde... Hayat böyle bir şey mi işte?” diye sordum kendime. Adamın bana söylediği cümleyi hatırladım. “Affedersiniz hanımefendi, gökyüzüne bakışınız o kadar derindi ki, bir an gökyüzü yeryüzüne inecek sandım!”

Dilimde çocukluğumdan kalma tekerleme şarkı; dünyaya geldik bir kere, ye, iç, gül, oyna, adını bile öğrenemediğim o adam, elimde güllü ayet ve kısa not... Garip bir şeyler oluyor bugün İstanbul’da. Benim üzerimdeki bir güç benim üzerimde planlar yapıyor sanki bugün, gör ve anla dercesine...

Aradan tam iki gün geçti. Güller solmaya yüz tutmuşken güle yüklenen anlam bende bir şeyler yeşertmeye başladı. O beyle tekrar görüşebilmek için Çemberlitaş’taki çiçekçiye gittim. Adam elinde bir kitap ile tezgâhın başında oturuyor; “Affedersiniz beyefendi, kitaba bakışınız o kadar derin ki, sanki okuduğunuz satırlar sizde hayat bulacak gibi” dedim. Adam oturduğu yerden kalkıp beni selamladı ve “Teşekkür ederim hanımefendi ama yanılıyorsunuz. Okuduğum bu satırlar bende hayat bulamaz. Ancak ben bu satırları hayat bulabilmem ve bu satırları hayatıma geçirebilmem için okurum” dedi. Genç adam söyledikleriyle bir kez daha şaşırtmıştı beni. Anlamak istiyordum, kavramak istiyordum. Güle yüklenen anlam ile yeşeren ruhum yemyeşil olsun istiyordum. Adam elindeki kitabı bana uzatarak “Buyurun, o gün size bir gül hediye ettim, işte burada güldestesi. Yeşeren ruhunuzun yemyeşil olabilmesi için okuyun ve hayatınıza geçirin bu ayetleri…”

“THY 5528 sefer sayılı Düsseldorf yolcuları 215 numaralı çıkış kapısına gelmeleri rica olunur…” Bu anonsu İstanbul havaalanında sayısını hatırlayamayacak kadar çok duydum. Ve sayısını hatırlayamayacak kadar çok uçağa bindim. İlk ayrılmam değildi gönlümün fatihi İstanbul’dan. Sadece gözlerime ve gönlüme İstanbul’u doldurarak ayrılmıyordum bu sefer bu şehirden. Gönlümde umudu yeşerterek gidiyordum İstanbul’dan. Elimde sımsıkı tuttuğum Kur’an mealinden gelişi güzel bir sayfa açtım ve rahman suresinin tekrarlanan ayetleri ile buluştum...

O halde rabbinizin hangi nimetini yalanlayabilirsiniz?

Favori olarak ekle (3) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 38

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

Sitede Ara