“Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök! Heybem hayat dolu, deste ve yumak... Sen, bütün dalların birleştiği kök; Biricik meselem, Sonsuza varmak...”N.F.K
Özgün İrade Dergisi’nin bu sayısında söyleşi konumuz: nefs. Yaratılışında fücuru ve takvayı barındıran insanı anlamaya ve anlamlandırmaya çalıştık bu söyleşide. Çamurdan yaratılan bir varlığın nasıl eşrefi mahlûkat olur sorusunun cevabını aradık... İnsanın yaradılışından gelen iki temel özelliği yani çamuru ve ruhu karşımıza koyduk ve onları sorguladık. İnsanın bu iki temel özelliğinin yanında iki temel melekesi olan aklın ve kalbin nefs ile mücadelesini ve nesf ile münasebetini inceledik.
Bu konuyu konuşmak için bir gönül adamı aradık…
Aslında öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, Mevlana’yı pazarda satan kişiler popülerken; gönlünü Allah’a vakfetmiş kişiler bir giz’in içine girmiş. Biz de dedik ki Mevlana’yı pazara çıkaran biriyle değil, Mevlana’nın Rabbi’ne hizmet eden bir gönül eriyle konuşalım… Niyet halis olunca, akıbet de güzel olurmuş. Elazığ’da gönlünü evi yapmış bir insan bulduk. Adı: Sadi Baba’ydı.
Biz Sadi Baba’ya bu söyleşi için gittiğimizde, kendisi rahatsızdı ama bizi kırmadı, sorularımıza cevap verdi, ilminden infak etti, Allah O’ndan razı olsun. Ayrıca söyleşi sırasında bizimle olan Ersin Eryılmaz, Cihan Altungök ve İlyas Bulut’a baki selam… Röportaj: Emrah Atila
Bizi kırmadığınız için teşekkür ederiz. Öncelikle bize kendinizden bahseder misiniz? Kimdir Sadi Baba?
1938 yılında Elazığ’da doğan ben (Sadi ÖZEN), son dönem âlimlerinden ve Nakşi nispetli Kadiri Şeyhlerinden Palu’ lu Şeyh Mehmet Nurani’nin oğluyum.
Şeyh Mehmet, Palu’nun Şeyh Pir ve Hasbey köylerin vakfiyesi, sahibi orada metfun ve ziyaretgâhı olan Ecdad-ı Kutbul Arifin eş-Şeyh es-Seyyid Alaadin hazretlerinin evlatlarındanım. Mehmet Nurani’nin mezarı Elazığ’ın Aksaray mahallesinde bir zamanlar kendi ismiyle anılan Kur-an Kursu binasının bahçesinde bulunmaktadır.
Şuan oturduğumuz mekân bir kütüphane ve aynı zamanda sizin eviniz değil mi?
Evet, ben halen Elazığ’ın Aksaray mahallesinde kütüphaneye dönüşen bu mekânda oturuyorum.
Tahsil geçmişiniz…?
Ailevi ve sosyal nedenlerle tahsil hayatımı sürdürememiş ve ortaokuldan çıkmak zorunda kalmışım. Dini ve kültürel öğrenimi aile çevresinden almış, inişli çıkışlı ve eziyetli bir hayat sürdüm. Hayatın her safhasında doğu ve batı kaynaklı tercüme ve yerli eserleri okuyup bunlardan yararlanmış ve kendimi yetiştirmeyi bilmişimdir.
Bu arada ben (Sadi ÖZEN) Kadiri Şeyhi Mehmet Nurani, Nakşi Şeyhi Kazım AĞEL gibi şahsiyetlerin hizmetinde bulunmuşum, onlara son derece saygı duymuş, bunlardan edep, vefa, aşk dersi ve öğrenimi görmüşüm. Hayatımın bir safhasında da devlet dairelerinde memuriyetlerde bulundum.
Daha sonraları Elazığ İzzet Paşa Camii Pasajı’nda uzun yıllar esnaflık yaptım ve emekli olarak köşeme çekildim.
Kitaplarınız var mı?
Evet, yayınlanmış olan eserlerim şunlardır:
Emir Muaviye Sahabe mi? Ankalar ve Kargalar. Sensizim (Roman).
Bildiğimiz kadarıyla musikiyle ve şiirle de ilgileniyorsunuz, doğru mudur?
Evet, bazen, ‘Sadi’ mahlasını kullandım bazen de ‘Hazeni’ mahlasıyla aşk, tasavvuf ve sosyal konuları içeren şiirler yazdım. Birçok şiirime de beste yapılmıştır. Bunlardan bazıları ilahi tarzında besteli okunan Hüseyniyiz, Özlem, Ağlarım, Elemi Hasret …dir.
Efendim sizin yanınıza nefisle ilgili konuşmaya, ilminize danışmaya geldik. Nefis terbiyesi, İslam’ın önemle durduğu bir konu... Nefsin ne olduğunu bize açıklar mısınız?
Öncelikle şunu söylemek isterim. Nefis hakkında eski çağlardan beri çok şey söylenmiş ve yazılmış. Yerli yabancı filozoflar ve düşünürler, tefsir, kelam, fıkıh âlimleri ve sofiler nefsi anlamaya ve anlatmaya çalışmışlar. Nefis hakkında yazılanlar bir araya toplansa ciltlerle kitap olur. Biz burada öz olarak kendi anlayışımızı anlatmaya çalışacağız. Çünkü nefis hakkında yazan ve söz söyleyen herkes kendi durduğu yerden; ilim, kültür ve anlayışına göre nefsi tarif etmeye çalışmıştır. Araştırmacılara göre Kur’an-ı Kerim’de yaklaşık üç yüz yerde “nfs” kelimesi geçmektedir. Nefs kelimesi; ruh, can, kalp, hayat, ceset, benlik, nefes, varlık, zat, insan, bir varlığın hakikati, özü ve kendisi anlamlarında kullanılmıştır.
Nefisten murat insandır.
“O sizi bir tek nefisten (Âdem’den) yaratandır.” (En’am:98)
“Allah sizi bir tek nefisten (Âdem’den) yarattı, sonra ondan da eşini yarattı.”(Zümer:6)
“Bir zaman Rabb’in meleklere demişti ki; “Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip (insan şekline koyduğum) ve ona ruhumdan üflediğimi zaman hemen ona secdeye kapanın” (Hicr:28–29)
Hz. Âdem’i kupkuru çamurdan ve değişken balçıktan yaratıp ona ruhundan üfleyince cansız olan o varlık hayat buldu. Duyan, işiten, gören, düşünen, akleden, üzülen, sevinen, seçme yeteneği olan, aklı, kalbi, gönlü olan ve bir yere kadar özgür iradesi olan, övülmüş ve yerilmiş bir varlık; insan.
Birçok zıtlığı barındıran bu insanı biraz daha anlatabilir misiniz?
Övülmüş varlık insan: “Ey Peygamber! Rabbin vaktiyle meleklere “Ben yeryüzünde bir halife (yani akıl, irade ve sorululuk sahibi bir varlık) yaratacağım” buyurdu.” (Bakara:30)
Halife; vekil, birinin yerine bakan kimse demektir. Burada insanın yeryüzünde Rabb’in temsilcisi, Rabb’in sıfatlarının mazharı olarak yaratıldığına işaret vardır.
Üstün varlık insan: “Gerçekten Biz, (kendisine akıl, irade, düşünme, konuşma gibi kabiliyetler vermek suretiyle) insanoğlunu onurlandırdık, onu değerli, hünerli bir varlık kıldık. İnsanoğluna karada ve denizde ulaşım imkânları sağladık. Onlara helal ve hoş nimetler lütfettik. Yine onları yarattığımız varlıkların pek çoğuna üstün kıldık.” (İsra:70)
Güzel insan: “Biz elbette insanı Ahsen-i takvim üzere (en güzel biçimde) yarattık.” (Tin:4)
Yeryüzünde Allah adına konuşacak, O’nun adına hükmedecek ve hazırladığı hayat kanunlarına göre yaşayacak insanın yaratılması, şüphesiz kâinat plan düzenlemesinde en büyük olaylardan biri, hatta başta gelenidir. Çünkü insan hilkatinin özelikleri gereği kâinatın özü ve özeti, varlığın en belirgin hikmetidir. Ona verilen bu yüksek mazhariyet “ahsen-i takvim” terkibiyle anlatılmaktadır.
Şüphesiz insanla ilgili belirtilen bu sıfatlar en mükemmeliyle Cenab-ı Hak hakkında kullanılmıştır. O bakımdan ilim adamlarından bir kısmı “Şüphesiz Cenab-ı Hak, Âdem’i kendi sureti üzere yaratmıştır” mealindeki hadisi, “Allah onu kendi sıfatları üzere yaratmıştır” şeklinde yorumlamıştır. (Bkz: Asrın Kur’an Tefsiri – C. Yıldırım)
Bazı düşünürler nefsin iki, üç ve dört olduğu kanaatine varmışlar. Kanaatim, birkaç tür nefis olmadığı, o sayılanların bir nefsin sıfatları ve mertebeleri olduğudur. Aynı nefis hidayet bulur, sevgi ve rıza yoluna sülûk ederse şeref ve mutluluk bulur. Aynı nefis şehevi arzularına ram olur, azgınlık yaparsa, Hakkı tanıyıp tevbe etmezse hayvandan aşağı bir dereceye iner.
İnsan eşittir nefis, nefis eşittir insandır. İnsanın vücut dünyası esma-i ilahinin (Allah’ın bütün isimlerinin) mazharıdır. Ve bunlar nefsin sıfatlarıdır. Başka bir deyişle, insan vücut dünyasındaki Allah’ın Cemal sıfatına ait esmaların bir kaçının kapılarını açar, önemle o kapıların mana ve mefhumuyla ahlaklanırsa, -ki bunlar şefkat, merhamet, sehavet, tevazu, sevgi, muhabbet, vefa vb. ulvi güzelliklerdir- ve bu kapıları Allah rızası için çalıştırırsa, şerefli insan vasfını muhafaza eder ve her iki dünyada mutlu olur. Yok, eğer kin, kibir, haset, çekememezlik, cimrilik, vefasızlık ve Allah’a karşı nankörlük kapılarını açar, çalıştırırsa hayvandan aşağı olur.
Bu her iki olumlu ve olumsuz sıfatlar insanın kendisinde yani zatında, özünde, nefsinde mevcuttur. İnsanın Allah’a halife olması ve yaratılmışlardan üstünlüğü bu emanetleri taşımasından ileri gelmektedir.
Nefsin sıfat ve mertebelerinden bahsettiniz. Biraz daha açar mısınız?
Bunlardan biri nefsi emmaredir.
“Ben nefsimi temize de çıkarmak istemiyorum. Çünkü nefis, gerçekten kötülüğü şiddetle emreder. Ancak Rabbimin esirgediği nefis müstesnadır. Çünkü Rabbim Ğafur’dur, Rahim’dir.” (Yusuf:53)
Bu nefsin olumsuz sıfatıdır. Günah işlemekten zevk alır. İki yüzü vardır. Bir yüzü küfre, bir yüzü tevbeye bakar.
İkincisi nefs-i levvamedir.
“Yoo, daima kendini kınayan nefse and içerim.” (Kıyamet:2)
Bu nefsin olumlu sıfatıdır. Mü’min günah işler, pişman olup tevbe eder.
Üçüncüsü nefsi mülhemedir.
Bu da nefsin olumlu bir sıfatıdır.
“Ona bozukluğunu ve korumasını (isyan ve itaatini) ilham edene andolsun ki” (Şems:8)
Bu merhaledeki mü’min nefsini yani kendisini, kendi zatını tanımaya başlamıştır.
Dördüncü sıfat, nefsi mutmainedir.
“Ey huzura eren nefis!” (Fecr:27)
Bu merhaleye yükselen mü’min artık avami kaba günahlar işlemez. Yani zina, içki, kumar, faizcilik, iftira, sömürücülük ve bunlar gibi günahlar…
Bu merhalenin günahları, ibadet ve taatiyle övünmesi ve nefsini büyük görmesi, kendini kurtulmuş görmesi, başkalarının üzerine böbürlenmesidir. Bunlar havasa ait vartalardır. Eğer bu vartalardan kurtulamazsa nefsi firavunlaşır.
İnsanın nefsi emmaresi, insan yaşadığı müddetçe, nefsin olumlu sıfatlarıyla mücadele halindedir. Eğer böyle olmasaydı, insan manen terakki edemediği gibi insanlık izzet ve şerefini de kaybederdi.
Bunlardan öte nefsin olumlu üç sıfatı daha vardır:
Nefs-i radiye; razı edici ve nefsi-i mardiyye; razı olunmuş nefis.
“Razı edilmiş edilmiş olarak (yani yaptığın işlerle Allah’ı memnun etmiş ve aldığın nimetlerle Allah tarafından memnun edilmiş olarak) Rabbine dön!” (Fecr:28)
Bir de nefs-i zekiye vardır.
“Nefsini temizleyen iflah olmuştur” (Şems:9)
Bu sıfatların insan üzerindeki etkileri ve bunların sonuçları nelerdir?
Nefs-i emmare bukalemun gibidir. Bir mü’min manevi mertebelerin hangisine yükselirse nefs-i emmare de renk değiştirerek onu takip eder. O insan Kutb-u zaman da olsa, Gavs-ı zaman da olsa nefs-i emmareden kurtulamaz. Eğer insanlar günahsızlaşırsa, Allah’ın (cc) Settar-ul uyub, Ğaffar-uz zünub sıfatı batıl olur. Peygamberlerden bile zelle hâsıl olmuştur.
Nefsin olumlu sıfatı, insanı a’layı illiyyine çıkardığı gibi, hayvanlar derecesine düşmesine sebep olabilir. Yine nefsin olumsuz sıfatı, insanı hayvandan aşağı bir dereceye indirdiği gibi a’layı illiyyine çıkmasına da sebep olabilir. Meğer Rabb-i İzzet ve Zül-Celal merhamet buyurup koruması ola.
Nefisle şeytan arasında nasıl bir münasebet vardır?
Nefs-i emare insanın her tür şehevi arzularıdır ve içerideki düşmandır. Şeytan ise vesveseyle ona yardımcı olan dış düşmandır.
Nefs-i emmarenin içteki olumsuz arzularını bize haber veren ayetlerden iki örnek:
“Andolsun kadın onu arzu etmişti, eğer Rabbinin doğru yolu gösteren delilini görmeseydi Yusuf da onu arzu etmişti.” (Yusuf:24)
“Arzusunu tanrı edinen kimseyi gördün mü?” (Furkan:43)
Şeytanın dışarıdan, vesveseleriyle nefs-i emmareye yardımsı olması da Nas Suresinde ifadesini bulur.
“De ki; sığınırım ben insanların Rabbine. İnsanların Padişahına. İnsanların İlahına. İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden. O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar. Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım)” (Nass:1–6)
Çok teşekkür ederiz… Favori olarak ekle (8) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 40
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |