HEPSI |0-9 |A |B |C |Ç |D |E |F |G |Ğ |H |I |İ |J |K |L |M |N |O |Ö |P |R |S |Ş |T |U |Ü |V |Y |Z


Sarı Örtülü Coğrafya Suriye - 2 Yazdır E-posta
Salı, 20 Temmuz 2010

Rating 0.0/5 (0 vote)

ImageGezecek çok yer, gidecek çok yolumuz vardı. Yola koyulduk. Halep-Şam arasında her yönüyle gizem dolu bir köyde mola verdik. Bu köy Malula idi. Malula’yı görünce kesinlikle çağlar öncesine gidiyoruz. Kayalıklardaki oyma mağaralar adeta taş devrinin izlerini taşıyordu.

Malula; Aramice’nin konuşulduğu dünyadaki tek mekan olması bakımından da ayrıca ilginçti. Çünkü Aramice Hz. İsa’nın yaşadığı dönemde konuşulan dildir. Bunun uyandırdığı merakı gidermemiz gerekiyordu.

Derken, Saint Takla Manastırı kocaman kayalıklar arasından yüzünü gösteriyordu. Bu manastırın kayalıklar içinde oyularak yapılmış olması heyecanı bir yana, kayalıklarda bulunan kuyudan çıkan suyun Hıristiyan âlemi tarafından bir nevi Zemzem olarak kabul edildiğini öğreniyoruz. Rehberimiz, Saint Takla (Azize Takla)’nın hikâyesini anlatıyor:

Hazreti Meryem, Hazreti İsa’yı babasız doğurması gerekçesiyle dayanılmaz baskılara maruz kalınca İsa’yı da alıp Malula’ya sığınmıştı. Malula’da da rahat yüzü gösterilmedi. Saint Takla, Hz. Meryem’e yardım eden azizenin adıdır. Yine bu azize Hz. Meryem’e ilk inanan kadındır. Bu manastırda sıkışıp kalan Hz. Meryem’in “Allah’ım bana bu kayalıklardan bir yol aç ki, bu zulümlerden kaçıp kurtulayım” diye ettiği duaya karşılık olarak onlarca metre yükseklik yüzlerce metre uzunluktaki kayalıklardan oluşan bu dağın adeta aradan bir insan rahat geçebilecek şekilde ikiye ayrıldığını ve bu sayede kurtulduklarını dinliyoruz. İslam kaynaklarında bu olaya rastlanmamasının verdiği rahatlıkla efsane diyoruz. Efsane olarak kabul edilse bile, kocaman kayalıkların karşılıklı birbirinin parçası olduğu gerçeği derin bir efsun bırakıyor insan yüreğine. Dağın aralık kısmından yürüyüp manastıra çıkmak ve o kuyudan su içmek, gezimizin önemli basamaklarından birini oluşturmuş oldu.

Yeniden yola koyulduk. Tarihe basa basa yürüyorduk. Her adımımız bizi başka medeniyetlere taşıyordu. Suriye denilince akla ilk gelen Şam olur. Şam (Damascus) dünyada bilinen en eski şehirdir. Birçok medeniyeti bağrında barındırmış bu şehre vakit geçirmeden ulaşmak istiyorduk. İhtişam sanki Şam’dan geliyordu. Adeta İhtiŞAM’ın bir yarısıydı. Şam altıbuçuk milyonluk nüfusu ile adeta Suriye’nin yirmi milyonluk nüfus yükünün en büyük kısmını sırtlamıştı. İstanbul Türkiye’yi nasıl taşıyorsa Şam da Suriye’yi öyle taşıyordu. İstanbul nasıl Türkiye’ye yakışıyorsa Şam da öyle yakışıyordu Suriye’ye.

Şam’ın en kötü görünümü bile tarihsel bir vakarın varlığını ve bu şehrin soyluluğunu gölgeleyemiyordu.

Hazreti İbrahim’den Hz. Hud’a, Hz. Lut’tan Hz. Davud’a, Hz. Nuh’tan Hz. Eyyüb’e, Hz. İsa’dan Hz. Muhammed(s.a.v)’e birçok peygamberin ve sahabelerin yolunun buraya düşmüş olması burayı İslam dünyası için çok daha anlamlı kılmakta. Belki de Suriye için atfedilen “Hacca gitmeden önce görülüp sonra Hacca gidilmeli” sözünün hikmeti buralarda gizlidir. Bu kutsiyet bu toprakların ev sahipliği yaptığı mümtaz değerlerle çok yakından ilgilidir.

Bizim kadar tarihimize ev sahipliği yapmakta olan Suriye’de Osmanlı döneminden kalan o kadar derin izler var ki, zihinlerde sınırlar ortadan kalkıyor, misafirlik duygusu kendini ev sahipliğine terk ediyordu. Osmanlıyı biraz da bu duygularla yaşamayınca Osmanlının anlaşılamayacağına inanıyorum.

Osmanlı döneminde yapılan meşhur Hamidiye Çarşısı İstanbul’daki Kapalıçarşı’nın ikiz kardeşi gibi duruyor. Orası da aynen Kapalıçarşı gibi cıvıl cıvıl ve alışveriş yapanlarla dolup taşmakta... Tek farkı bizimkisi çok modernize olmuş orası ise belki de üç yüz yıl öncesinin kokusunu yansıtmakta. Akşemseddin’in buradaki medreselerden yetiştiğini ve daha sonra Fatih Sultan Mehmed’e vezirlik ettiğini hatırlamakta yarar görüyorum. Süleymaniye Camii dediğimde İstanbul’daki Süleymaniye hatırlanacak ancak, Kanuni Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a Şam’da yaptırdığı camii ihtişamıyla görülmeye değer bir eser. Burada da Süleymaniye’yi bulmak ve Süleymaniye Camisini hatırlamak tarihsel sorumluluğumuza dâhildir.

Şam’da bulunan Sultan Vahdettin’in kabri gezi boyunca bizi en çok etkileyen hatta içimizi burkan bir ziyaret mekânı oldu. Sürgünde vefat eden Sultan Vahdettin’in kendi vasiyetine uygun olarak çok sade ve sıradan bir kabri bulunmakta... Rehberlerimiz yanına kadar götürmezse diğer yüzlerce mezar arasında seçmek imkânsız olacaktı. Sultan Vahdettin vakarıyla yatıyordu oracıkta. Hain yaftasını yapıştıranlara kabri ile cevap veriyordu. Bu hain eğer sadece Kaşıkçı Elması’nı yanında götürmüş olsa hayatının sonuna kadar kendisi ve tüm sülalesi darlık yüzü görmeyecekti. Oysaki borçlarından dolayı İtalya’da rehin tutulan cenazesi, duyarlı Müslümanların bir araya gelerek ödemesi sayesinde Şam’a getirilebilmiştir.

Ruhu Şad olsun.

Favori olarak ekle (6) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 34

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

Sitede Ara