|
Yüce Rabbimiz, yeryüzünde bir halife yaratacağını haber verince melekler söz konusu halifeyi “fesat çıkarmak ve kan dökmekle” ayıplamışlardır.
Meleklerin, söz konusu halifeyi, “inkâr etmek, şirk koşmakla” değil de, kan dökmekle ayıplamaları manidardır.
İlk kuşaktan/Âdem (as)'ın çocuklarından Kabil, haksız yere kıskançlığından dolayı kardeşini öldüreceğini söylediğinde, kardeşi ona elini dahi uzatamayacağını söyleyerek onu hem sakinleştirmeye çalıştığı gibi, hem de nefsi müdafaa hakkını kullanmayacağını da ifade ediyordu.“İki Müslüman birbirini öldürmeye teşebbüs etse, ölen de öldüren de cehennemdedir. Çünkü ölen de gücü yetseydi diğerini öldürecekti.” (Müslim)
Hemen bu olayın ardından Rabbimiz kitabında “Bundan dolayı İsrailoğullarına kim bir cana kıymamış, fesat çıkarmamış bir nefsi öldürürse sanki bütün imanları öldürmüş gibidir. Kim de bir insanı ihya ederse sanki bütün insanları yaşatmış olur” (Maide 5/32 ) buyurmuştur. Burada özellikle “İsrailoğullarının” zikredilmesi onların o gün de bugün de çok cinayet işlemelerinden dolayıdır. Yoksa onlardan önce de bu hüküm geçerli idi. Bu hüküm, bir cana kıymanın da bir canı hayatta bırakmanın da faydasının genel olduğunu açıkça ifade etmektedir. Bir kişinin hayat hakkı, genelin hayat hakkına eşittir.
Peygamberlerin hepsi insanları ihya etmek, onları ıslah etmek için çalışmışlardır. Onlar kesintisiz gayretleri ile insanlığı selamet sahiline çıkarmaya çalışırken, her türlü hakaret, suçlama ve şiddete maruz kalmışlardı. Buna rağmen onlara kahretmeden sonuna kadar sabrettiler, ta ki ilahi adalet onların yardımına yetişti. Peygamberlerin metotlarını bize en güzel şekilde anlatan Kur’an ahlakı da bize onlar gibi davranmayı öğretmektedir. Bugün insanlığa yön vermek isteyen büyük güçler, kendi tezgâhlarına hizmet etmeyen halkları sindirmek, boyun eğdirmek için kitleler halinde öldürmekten çekinmemektedirler.
Hâlihazırda dünyanın jandarmalığını üstlenen şeytani güçler, bütün bir insanlığı büyük endişelerin ve kaygıların girdabına düşürmüştür. İktidar güçleri, iktidarı kaybetme fobisi ile potansiyel muhalefet olabilecek insanlara dahi tahammül edememektedir. Yerel iktidarlar, büyük iktidarların beceriksiz memurları konumuna düştükleri için, patron bizzat kendisi o bölgenin insanlarını cezalandırmaktadır. Pazar yerleri, düğün evleri, okullar, hastaneler pervasızca bombalanmaktadır. Söz konusu yerlerin can pazarına dönüştüğünün zaman zaman müşahede etmekteyiz.
Dün kız çocuklarını namus endişesiyle diri diri toprağa gömenler, açlık endişesiyle çocuklarını öldürenler, putlara sunmak üzere çocuklarını kurban edenlere bunu süslü gösteren, Allah'a ortak koştukları şürekâ/ortaklar idi. ( En'am 6/137 )
Bugün de aynı şirk dini beslenme, eğitim, anne-baba özgürlüğü, çevrenin baskısından dolayı evlilik dışı çocuklar kürtaj gibi usullerle öldürülmektedir. Seküler iktidarların uydurdukları ideolojiler ve o ideolojinin kutsanmış sembolleri uğrunda çocuklarımızı gerek iktidar gerekse muhalefet tarafından ölüme sürüklenmektedir. Çünkü şirk düzenlerinin kutsalları insanların kanlarından beslenirler.
İnsanlık her gün yüzlerce kez öldürülmekte, dünyanın değişik bölgelerinde, karşısındakinin elindekini almak için, kendi mutluluğu için. Ama kendini öldürmekte, kendini zehirlemekte… Firavunlar renk değiştirmekte, insanların bir kısmı daha ana rahminden doğarken suçlu, ölümü çoktan hak etmiş...
İslam, yasalarını koyarken insanın hayatını yaşama hakkını dikkate alır. Açlık tehlikesi ile karşılaştığında ona ölmeyecek kadar haramdan yeme ruhsatı verir. Aşırı gitmeden, başkasının hakkına tecavüz etmeden, bazı ibadetleri icra ederken onun hayatını riske eden durumlarda hep kolay olanı tavsif etmiştir. Oruçta, namazda... “İnkâra mecbur bırakılıp da bunu yalnızca diliyle yapan, fakat kalbi imanla dopdolu ve doygun olandan başka her kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr eder ve gönlünü küfre açarsa, böylelerinin üzerine Allah'tan çetin bir ceza iner ve onlar için çok büyük bir azap vardır.” ( Nahl 16/106 )
İslam, hayatını korumak için kalbi sağlam olduğu halde ikrah karşısında inkâr etme ruhsatını verir. Hatta kişi canını korumak için dinini, malını feda edebilir. Ancak kendi canını korumak için başkasının canına kıyamaz. Çünkü her insan türünü temsil etmektedir ve diğer insanlarla eşit durumdadır.
İslam aynı zamanda intiharı da yasaklamıştır. Can insanın kendisine Allah'ın emanetidir. Yüce Rabbimiz “kendinizi öldürmeyiniz” ( Nisa 4/29 ) emri ile gerek intihar gerekse başkalarını hayatına son vererek toplumda öldürmeyi normalleştirmek, aynı zamanda kişinin kendisini öldürmesi olarak değerlendirmiştir. Sadece öldürülen mağdurlar değil, bizzat öldürenler de bundan zarar görürler. Kişinin kendi hayatıyla başkasının hayatı arasında fark yoktur. Bütün hayatlar aynı derecede korunmalıdır. Bir cana kıyan kendi canına kıydığının farkına varmalıdır.
İslam, öldürmenin önüne geçmek için hem bu dünyada keffaret veya kısas gibi müeyyideler koymuştur. Akıl sahiplerine “kısasta hayat” ( Bakara 2/179 ) olduğunun hikmetini görmelerini ister. Kişi başkasını öldürürken ahlaken/manen kendini öldürdüğünü fark edemeyen insanlara karşı “kısas müeyyidesi” ( Nisa 4/93 ) ile daha yüksek profilde tedbir almıştır. Kısası eleştirenler katili mağdur görerek, öldürülen asıl mağdurun karşısında yer almaktadırlar.
Kasten haksız olarak öldüren için dünyevi cezanın dışında uhrevi cezanın da şiddetli olduğuna dikkatimizi çekmiştir. Kişi tevbe etmedikçe bunun günahından kurtulamaz. “Kim bir mü'mini kasten ve irade olarak öldürürse onun cezası, içinde sonsuzca kalmak üzere cehennemdir. Allah onun azapla mahkûm etmiş, onu lanetlemiş ve onun için dehşetli bir azap hazırlamıştır.” (Nisa 4/93)
İlk peygamberden son peygambere kadar bütün elçilerin muhatap olduğu ilahi vahiy, insanın hayatını korumayı esas almıştır. İlahi şeriatın savaşa izin vermesi, insanı onurlu kılan değerlerinin yok edilmesi ve bizzat kendi canlarını korumak için yerine göre savunma, yerine göre caydırıcı bir tedbirdir.
İlahi şeriatlar, hakkı müdafaa ederken hayatını kaybedenleri şehit ilan etmiştir. “Allah yolunda öldürülenler için de 'ölüler' demeyin. Onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz.” (Bakara 2/154)
Ganimet, dünyevi menfaatler için öldürmeyi yasaklamıştır. “Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, karşılaştığınız herhangi bir meseleyi iyice araştırıp mahiyetini tam olarak aydınlatın ve size (İslam selamıyla) selam verip Müslümanlık izharında bulunan her kim olursa olsun, dünya hayatının o pek az ve geçici metaını taleple, 'sen mümin değilsin!' demeyin. Unutmayın ki, Allah katında pek çok ve pek çeşitli ganimetler vardır. Önceden siz de böyle idiniz: (iman nedir, İslam nedir bilmiyordunuz ve bir kelime ile İslam’a girip Müslümanlığınızı izhar ettiniz) de, Allah size nimet üstüne nimet verdi (ve sizi şu anda sahip bulunduğunuz mevkie çıkardı); o halde, karşılaştığınız herhangi bir mesele tam olarak aydınlanmadan o mevzuda harekete geçmeyin. Bilin ki Allah, her ne yapıyorsanız ondan mutlaka ve hakkıyla haberdardır.” (Nisa 4/94)
Sömürgeciler hangi gerekçeyi ileri sürerlerse sürsünler, hangi bahaneye sığınırlarsa sığınsınlar, gerçek yüzleri ortadadır. Halkların yer altı ve yer üstü zenginliklerini çalıp-çırpmak içindir.
Bu gerekçelerle başkasının canına kıymak Müslüman haramdır. Kendi canına kasteden bu canavarlara karşı kendini savunmak onun en tabi hakkıdır. Çünkü insanlık şunu yeniden öğrenmek zorundadır: Başkasının hayatı da azizdir.
Favori olarak ekle (3) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 32
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |