Yazarlar

Ümit Zeynep Kayabaş

Düş Çerağı

Yazarin toplam 4 yazisi bulunuyor. Tüm yazilarini görmek için tiklayin. Tüm Yazıları (4)
HEPSI |0-9 |A |B |C |Ç |D |E |F |G |Ğ |H |I |İ |J |K |L |M |N |O |Ö |P |R |S |Ş |T |U |Ü |V |Y |Z


Hayatın Kuralları Var Çocukluğum Yazdır E-posta
Perşembe, 22 Temmuz 2010

Rating 0.0/5 (0 vote)

Denizin dilini ısırdığı yetmiyormuş gibi, kovalamaca oynayan bulutların cilvesi, rüzgârı da harekete geçirince yürümem biraz zorlaşmıştı. Ve işte yüzüme düşen yağmur damlaları... Aşk ve yağmur her ikisi de semadan medet uman değil mi?

Kitaptan gelen yalnızlıktaydım. Cemil Meriç'in ifadelerini düşünürken; onun inkâr etmeye lüzum görmediği, korkulu yalnızlığına biriken gizemi, ısrarla beni kendine çekiyordu.

Yaz aylarında havanın böyle alabora olmasını bir başka severim. Tıpkı düzensiz, kural tanımak istemeyen yazılarım gibi havanın değişkenliği... Yürürken aklıma notlar düşmeyi de ihmal etmiyorum. Hemen bir parantez açıyorum, bir dahaki yazımda da Meriç in bana anlattıklarını yazarım inşallah.

Evet, denizden gelen telaş gökyüzü sakinliğini silerken, gök gürültüsü adımlarıma hızlan diyor. İtiraf ediyorum: Korkuyorum şimşekten! O ışık hengâmesinden. Gök gürültüsünden korkum çocukluğuma uzanır. Kardeşlerim uyurken geceleri -anne- diye seslenirdim. Odanın içi ışıkla dolduğunda gözlerimi sımsıkı kapatırdım.

Büyüdüm ama değişmedim, gökyüzünün ikazlarına karşı hep aynı kaldım. Oysaki değişmek denilen şey neleri önüne katıp sürüklemedi ki. Geçmişe açtığımız pencerede hatıralar ne çok mutlu eder bizi değil mi? Çocukluğumuz; bir film şeridi gibi geçerken gözlerimizin önünden, insanın bir daha çocuk olası geliyor. Neden hiçbir şey yerinde durmaz ki? (Bazen anlamsız isteklerim oluyor bu da onlardan biri mi ne?)

Şimdi, çocukluğumun şımarık nazlı kızı nasıl da yeniliyor hayata. Hayatı kontrolüm altına alacağımı sanmıştım. Ne ukalaca bir tavır sergiliyormuşum da haberim yokmuş. Hayat, mimarını reddedenmiş şimdi öğrendim bunu.

Ah! O çocukluk anıları… Siz de olmasaydınız, hangi köşede böyle rahat nefes alacaktım bilmiyorum ki?

Hiç sevmediğim meyveyi kardeşlerim yerken, kıskancımdan istemeye istemeye yiyişim. Ya oyunlardaki mızıkçılığım. Biliriz değil mi yakan topta top değerse oyundan çıkarsın. Top değse de hep oyunda kalışım, evet, en çok da bu tarz oyunlara dair hatıralarım gülümsetir beni. Derim ki, keşke oyunu kurallarına göre oynasaydım. Hayatın kurallarını çok sonra öğrendim. Ne acı tadı varmış. Yaşamak yenilgilerle oluyormuş öğrendim ya bunu, gerisi hikâye. Ne çok üzerime düşerdi ninem. (Mekânı cennet olsun.) Gözlerimin içine bakardı bir şey olmasın diye. Üzülme ninem düşüp de kanatmadım ellerimi. Biraz yüreğim kanadı, olsun hayat bu. Fırtınasız olmazmış. Bilirsin hassas bir yapım vardır, hemen ağlarım. Ama sen öğretmedin mi hamd etmeyi. Rahat uyu olur mu? Gökyüzünü dost kıldım kendime.

Yazları köye ninemle dedemin yanına gittiğimde çok sıkılırdım. Oyalanmaya hiç bir şey bulamazdım. Oysaki koca bir dünya gizliymiş onların yanında, bunu çok sonraları fark ettim.

Hatırlıyorum ninem odun ateşinde koca bir teneke içinde mısır patlatırdı bizlere. Kuzenlerim, arkadaşlarım, amcam, yengem ne kadar kalabalık olurduk bir araya gelince (en küçükleri ben olduğum için mi ne, her dediğimi yaparlardı.) Bir yandan yanan odunun çıtırtısı, diğer yandan patlayan mısırların sesi. Ne hoş bir tabloydu. Ve kabak çekirdeğiyle patlamış mısırların servis edilişi… Nasıl da iştahla yenilirdi. Sevmem ya ben her ikisini de yer gibi yapardım işte. O kalabalık, o hoş sohbetler, ninemin torunları için uğraşısı, bunları severdim. Şimdi herkes bir köşede, koptuk birbirimizden. Aramak sormak da yok. Ne çok uzaklaşıyoruz özümüzden. Teknolojinin hızla değiştirdiği kuşak bu hızlı iç tüketimden nasibini alacak ve bu tatminsizlik bir şeylerin eksikliğini hissettirecek onlara. Somut dünyanın varlığından uzak hayale yönlenmiş uçarı bir hayat mengenesi yaşadıkları. Bizler de öz benliğimizin silik de olsa birkaç hatırası var. Ya bu yeni kuşak: Onlar öz kültürümüzden habersiz mi büyüyecek? Şairler ve yazarlara
çok iş düşüyor.

Gök gürültüsünden nerelere geldik. Severim hafif yağmurla sahilde yürümeyi, toprak kokusunu. Memleketimin her köşesi ayrı bir güzel... Bir yandan gün batımını izlerken, akşam yorgunluğu için denize karşı yudumladığım çay, günün yorgunluğunu alırdı. Dalgalarla fısıldaşırdım ara sıra.

Hava kararınca; çocukluğumu, mutluluğumu, öfkemi karanlığa bırakıp ağır adımlarla zihnimde yeni şiirimden dizelerle eve doğru yönleniyorum. Biliyorum ki yarın iş yeri yoğun olacak. Yine de yenik düşmüyorum yorgunluğa. Biraz kitap okuyorum. Gözlerim isyan etmese kapanmak için, belki de uykunun kardeşliğine ihtiyacım olmayacak. Olur mu öyle? Uyuyup, rüya görmeliyiz. Belki çocukluğumuz, oyunlarını paylaşır rüyamızda bizimle…

Favori olarak ekle (1) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 17

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
Sonraki >

Sitede Ara