|
Allahın isimleri isim kipiyle vaki olmuştur. Ancak bu isimlerden kaynaklanan fiiller de söz konusudur. Ne var ki bazı Esmaü’l Hüsna tertiplerinde isimle fiillerin birbirine karıştırıldığı bir vakıadır. Kimi benzer isimleri bir isim halinde bitiştirir, kimi ayırır. İsimlerin sayısı bu yüzden farklılık oluşturmuştur. Bu sebeple sayıya takılı kalmamak gerekiyor. Hadislerde geçen 99 sayısını çokluktan kinaye olarak anlamak da mümkündür. Bu tür sayılar genellikle sınırsızlığı anlatır. Bu yüzden sayılarda ihtilaf sorun edilmemelidir. Önemli olan burada sayıdan çok Allah’ın kendini ilahi vahiyde nasıl müsemma kıldığıdır. Bizim O’nu değil, O’nun kendini tanımlamasıdır. Geriye rakamlandırma sorunu kalmaktadır.
İsimler birbiriyle çok yakından alakalıdır, ilişkilidir. Birbirlerinden bağımsız düşünülemezler. Fiilleri ise bu isimlerden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden hangi isimden veya isimlerden (sıfatlardan) hangi fiiller neşet eder, O bize bildirmediyse tam bilme imkânımız sınırlıdır. Bu nedenle Esma’nın kâinata tecellileri ile de tanınmaya çalışılması işi kolaylaştıracaktır. Çünkü varlık (kâinat) Esmâ’nın aynasıdır. Eşya hakikatini bu düzlemden bakınca ele veriyor. O, nurunu göklerde ve yerde hissettiriyor (24/35).
Şüphesiz âlemlerin yegâne Rabbi Allah (c)’ın sıfatları ve bu sıfatlardan sadır olan fiilleri kendi bütünlüğünden ayırarak bir tasnif çalışmasına tabi tutmak, birçok mahzurları da içermektedir. Sebebi, bu vasıfların ilgili Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin ortamı içindeki ayetlerin öncelik ve sonralık (siyak/sibak) açısından bir anlam örgüsüne bağlı olmalarıdır. Yine ilgili lokal ayetler örgüsü Kur’an’ın genelinde diğer ayetler örgüsü içinde bir anlama sahiptirler. Bu nedenle tasnif çalışmaları her zaman bu mahzurları üzerinde taşımaktadır. Çünkü isimleri kendi yatağından ayırıyor, bir tasnif yapıyorsunuz. Bunun bu kadar kaybı elbette olacaktır.
Diğer bir mahzuru da şu olabilir: Allah’ı vasfeden sıfatların veya fiillerin sayısını sınırlama, bir tahdit koyma ve yine bu vasıf ve fiilleri tanımaktan çok tanımlama tehlikesi getirebilir. Yani ilgili bir vasfın salt bu tanımıyla sınırlı zannetmek mahzuru vardır. Aslında Kur’an-ı Kerim’in her ayeti kerimesi dolaylı veya dolaysız Allah’ı tanıtıyor olması sayı ile tahdit olunamayacak kadar genişliktedir. Kur’an okuyucularının kalbine algı seviyesine göre Allah tasavvuru ve algısı iner. Fakat bu sınırlı bir algıdır insan için. O ise kayıtlanamaz: “Gözler onu ihata edemez fakat O’ gözleri ihata eder” (6/103).
İşte bu bütünlük dâhilinde yüce Rabbimiz olan Allah’ın vasıflarının Kur’an’ın imbiğinden damıtılarak anlaşılması ‘bütünü’ dikkate alan bir algı olacaktır. Fakat her şeye rağmen insanımızın önüne genel kitleyi dikkate alan bir tertip ve tasnif çalışması hatta çalışmaları, genel bir Allah tasavvurunun oluşması için zaruri görünmektedir. O’na kendi esmasıyla dua edilmesi büyük öneme sahiptir (7/180). Yeter ki isim formunda gelen sıfatlar ile bu sıfatlardan kaynaklanan fiiller arasındaki önemli fark ortaya konsun.
Esma’ül Hüsna Çalışmalarında İsim-Fiil Problemi
Allah’ın isimleri mutlak (sınırsız) olurken, fiilleri sebep ve şartlara bağlı mukayyet (sınırlı) ilişir varlığa. O her an bir fiilde müdahildir (55/29). Fiiller, Allah’ın emrinin hayata müdahalesi (55/29) yasasıdır. Bu yasaların (fiillerin) uygulanması Allah’ın iradesine bağlıdır. Allah’ın fiilleri sebep ve sonuç ilişkisine göre işliyor. Fakat Allah fiillerini kendisine isim yapmıyor. Çünkü Allah’ın filleri isimlerinden neşet ederek varlığa yansıyor. Misal vermek gerekirse şu ayeti kerimelerde isim ve fiil farkı söz konusudur:
“…Ben Gafur (bağışlayıcı), Rahim (merhamet edici) olanım; azabım ise acıklı bir azaptır” (15/49–50).
“Dilediğime azabım dokunur. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır” (7/156). (Fakat azabı ancak hak edenlere, azabı istemiş olanlaradır).
“Bilin ki Allah azabı şiddetli olandır, hem Gafur ve Rahim’dir” (5/98).
“Allah Mağfiret sahibi ve cezası çok şiddetli olandır” (13/6).
Misallerde isimler mutlak, fiiller kayıtlı gelmiştir. Niçin böyle? Çünkü: “O rahmeti kendisine yasa kılmıştır” (6/12, 54). Çünkü: “Allah’ın rahmeti gazabını geçmiştir” (Buhari; Muslim hadisi için bkz. M. Esed, Meal: 6/12, dipnot 10).
Allah’ın azabetmesi, kötülüklere bulaşanlarla sınırlı ve arızi bir durumdur. Allah (c) azabı kötülüklere, günah işleyenlere yasa kılmıştır. Bu bir Sünnetullah yasasıdır.
Bu ayetlerde yüce Rabbimiz azabı kendine fiil yaparken isim olarak kullanmaması oldukça dikkat çekicidir. Tıpkı “Şerri” kendine nispet etmediği gibi... Çünkü şer, insanın yanlış amelinden doğuyor. Bu amelinden de hesap verecektir (99/8). Zira O Allah, Malik ve Melik’tir. Rabbimiz Allah, hem dünya hayatının hem ahiretin Maliki ve Meliki olduğundan, kendisine isyan edenleri özünde merhametli olmasına rağmen cezalandırır, azab eder. Fakat bu isyankâr kullarından kaynaklanan arizi bir durumdur. Bu yüzden kayıtlı bir müdahale söz konusudur. Allah, kendisine “Muazzib/Azab eden” ismini vermiyor, fakat bu fiili olabiliyor. Tıpkı isyankâr kullarına gazaplandığı (3/162) gibi. Ne var ki, “azab” fiili; “Zû’ntikâm”, “el-Kahhâr”, “el-Hâlık”, “Şedîdu´l İkâb”, “el-Azîz” vb. isimlerden neşet edebilir. Fiilleri, özelliklerinden (vasıflarından) kaynaklanır. O’nun cezası (ikâb), kulun yaptıklarının karşılığıdır (4/13–14). Hak edene hakkını vermesi yasası gereğidir. Bu, Sünnetullah/Allah’ın varlığa koyduğu yasaların gereğidir.
Allah’ın filleri, kulun istediği, yaptığı işlere, tercih ettiği sebeplere karşılık Allah’ın fiili cevabı olmaktadır. Bu yüzden bu fiiller, yapılan işin miktarına, çeşidine, müdahale sebebine göre kayıtlı gelirler. Böyle olması fiillerin isimlere bağlı olmasındandır. Bunun için sebeplere bağlı fiillerden isim türeterek mutlaklaştırmak, yanlış bir Allah tasavvuruna yol açabilmektedir. Kapı açılmaya görsün. Açılınca Allah’ın filleri nasıl isim sıfatı haline dönüştürülüyor. Misal olarak, zalimlerin mü’minlere tuzak kurmalarına yönelik bir karşılık olarak Allah’ın onlara tuzak kurması veya tuzaklarını bozması anlamındaki fiilini ele alalım. Buradaki Allah’ın fiilinden “Mâkir/Tuzak kuran” ismi türetiliyor. Yine kulun sapmayı tercih etmesini, Allah’ın da yasası gereği sebeplere göre buna müsaade etmesi fiilinden “Mudil/Saptıran” isminin türetilmesini buna misal verebiliriz. Oysa Allah ancak kendisine yönelene hidayet ediyor (13/27). Yönelmeyeni ise dalalette bırakıyor. Gördünüz mü, iş nasıl çığırından çıkarılıyor? Bu anlayışa göre nerdeyse Allah’ı “şerrin” kaynağı olarak isimlendirecekler, hâşâ! Sonra bunun sonu gelmez. Misalleri, Allah’ın fiillerden isim türetilmesinin çarpıklığına dikkat çekmek için vermiş olduk. Hâlbuki “hidayet” ve “dalâlet” kulun dilemesinin sonucunda Allah’ın dilediği bir durumdur. Başka bir ifadeyle Allah (c) kulun dilemesine göre diler, fiilde bulunur. Zira Allah, kulun dilemesini kader kılmıştır.
Yine Allah’ın fiil ile alakalı noktadan. Fiil ve isim farkına bir misal daha vermek gerekirse: “Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir” (20/5), ayetini verebiliriz. Burada Allah, Kendini “istiva” etti fiiline izafe etmiştir. Fakat Kendine “Müstevî” ismini vermemiştir.
Kur’an-ı Kerim’de yüce Rabbimizin bir çok fiillerinden haber verilmiştir: elimu’l-ahz (11/56,102; şedîdu’l-batş (44/16 (85/12); dârr (6/17); nâfi (7/188); bâ´is (6/60; 22/7; 36/52; 16/36 ..); bâsit ve kâbız (2/245 ..); adl (6/115); şâfi (26/80); mu´izz ve muzil (3/26); raşîd (18/10); mumît (30/50; râfî (56/3) ve diğerleri...
Bu ve diğer fiillerin işleyiş yasaları iyi analiz edilmelidir. Görülecektir ki bunlar dünya hayatındaki oluş/bitiş, sebeb/sonuç yasalarına göre işlemektedirler. Bu yüzden isim vasıfları ile fiili vasıflar arasındaki ilişki gözden kaçırılmamalıdır. Mukayyet fiillerden mutlak isim yapılamaz. Çünkü mukayyet mutlaka tabidir, tersi değil. Fiiller, isimlerin varlığa tecellisi kadardır. İsimler ise hep mutlaktır, sınırlanamazlar. Aradaki fark gözden kaçmamalıdır.
Favori olarak ekle (1) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 20
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |